
CESUR DENİZİN, DENİZKIZI!
Bebeğim, neresinden başlasam, nasıl anlatsam da sana 21. yüzyılın cesaretini masalsı bir anlatımla tanımlasam.
Bir varmış bir yokmuş, bu varlıkla yokluğun arasındaki ince çizginin tam ortasında herkesin her şeyi konuşup, hep birine verecek bir tutamlık aklının olduğu ama hiç yaşama cesareti gösteremediği bir evren varmış.
İnsanlığın varoluş zamanlarında, aynı ya da farklı zaman evrelerinde doğan milyarlarca iri gözlü, minik elli ama kocaman yüreklilerden oluşan, masmavi bir güzelliğe bürülüymüş burası ve her biri önce çiğ bir çığlıkla “buradayım” diye fısıldarmış hayata sonrada başlarmış sıcak-soğuk kucaklarda hayal edilen gerçeklikleri aramaya.
Puslu anneler, puslu babalar derken, ıssızlığın ortasında, ansızın aydınlanıverirmiş suretlerdeki gülücükler ve doğumla gelen eşitlikteki eşitsizlikler. Talihli olarak adlandırılabilecekler için oyuncaklar alınır, hayaller kurulurmuş oyun içinde oyun kurmayı bilsinler diye, talihsiz olanlarsa zaten oyun içinde, oyun kurmayı bilmek zorunda bırakılmış.
Derken zaman zamanı devirir, beşiklikler beşiklerinden çıkıp, emekler adımlara dönüşürken her yerde büsbüyük devler ve dillerinde bin bir sözcükler ortaya çıkmış. Kocaman elleriyle, sarmaşıklar gibi sararlarmış minik bedenleri, emir-komut-sınır-olanak-olasılık der konuşur, konuşur, konuşurlarmış… Hiçbir çocuğun “kral çıplak” demeye hakkı da, cesareti de yokmuş bu masal diyarında. Hayalleri hedefleri olamaz, hedefler hayata dönüşemezmiş çünkü hep başkaları için “mişli” geçmiş zamanda, “miş” gibi yaşamak zorunda bırakılırlarmış. Ebeveynler ne oku derse onu okur, ne düşün derse onu düşünür ve ne ol derse o olmak adına küçük çatılar altında, büyümeye çalışırlarmış. Kendi hayal dünyalarını kursalar da hiç yaşayamaz ama hep yaşıyormuş gibi yaşamayı topluca başarı sayar, büyüklü küçüklü birbirlerini alkış yağmuruna tutar, mutluymuş gibi yaşarlarmış.
Sonra bir araya gelerek büyük çatıyı kurmuş ve anayasalarına da “toplum” adında cezai bir hüküm koymuşlar. Bu hüküm ne emir verirse, herkes gıkını çıkarmadan koşar adımlarla yerine getirmeye gidermiş. Aslında, her biri zincirin bir diğer halkasını oluştururmuş da, kimisi bunun farkında olmaz, kimisi farkında hatta en büyük halka olma peşinde olur, zaman zaman üç beş deli de çıkar zinciri kırıp “özgürlük” istermiş.
Hemen minik zihinler köşeye çekilir; “Ne ayıp değil mi? Sakın çocuk, sen bunlardan olayım deme, önce adam ol! Bunlar deli, yok edilmeli!” diye fiskoslar yaparlarmış. Bu sırada gereken cezayı da büyük çatıları altında çoktan düşünmeye başlar, çocuklarını bu cadı kazanından kurtarmanın yollarını ararlarmış!
Böylece “mişli” geçmiş zamanın, “mişli” geçmiş masalında küçük gözler, kocaman eller ve ufacık yüreklilerden oluşan, sise bürünmüş, her birinin ses çıkarmak için bir diğerini beklediği, hayalsiz bir gerçeklik de çıkagelmiş. Bu bilge kişilerce tasarlanan oyun içindeki oyunlarsa hep kusursuzu ister, oynamama istencini ise yok sayar, sahip olanlarını da masal diyarının ıssız zindanlarına atar, kimseciklere de göstermezlermiş.
Hal böyleyken ve tüm kalpler zamanla bir bir kıyıya vururken ansızın, denizde zincir kırıcı bir kız sesi duyulmuş, attığı ilk çığlığın edası ile “ Bir şey yapmalı, ne o? Demir kapılı karanlık bir yerlerde bir şeyler olmalı, yok etmeli karanlıkları! Her sokak yeni bir aydınlığa, her yalnızlık yeni bir birlikteliğe dönüşmeli” diye haykırıyormuş.
Herkes sus pus, bu sese odak kurmuş ve kocaman elleriyle kızı işaret ederek “Hangi cesaretle acaba?” diye, hayretle birbirlerine bakmış ve büyük çatının vereceği cezanın ne olacağını da kara kara düşünmeye başlamışlar.
Hüküm, usulca yanaşarak “Denizin kızı, kan kırmızı, toprak karası.” demiş ve masal diyarının dört bir yanında yankılanmış!
Büyük çatı hizmetkârlarınca, bir zincir kırıcının sonu daha üç beş dakikada belirlenivermiş. Bir süre gizli gizli süren dedikodulu yakınmaların ardından, her şey yeniden büyük çatının istediği hale gelmiş ve sessizlik her yerde hüküm sürmeye başlamış. Ta ki denizin derinliklerinden bir başka “cesaret” kopup gelene kadar.
İşte bebeğim her masal diyarının, her yüzyıllık diliminde bilimle, sanatla ya da siyasetle çıkıp gelen yenilik arzusu, tahammül edememe içgüdüsü ile harekete geçen, yüreğine cesaret tohumlarının serpildiği yaratıcısını da beraberinde getirir. Hayat kulvarında seçim senin ya “mişli” geçmiş zamanda yaşıyormuş gibi yaşadım dersin ya da “YAŞADIM” der, cesaretinin bedeline göğüs gerersin!
Unutma hayallerin olmazsa, hedeflerin olmaz, hedeflerin olmazsa hayat geride kalmaz!
Tam vaktinde, hoş geldin cesur denizin, DENİZKIZI!
Yeğenim Deniz’e ve tüm Deniz bebeklere
12 Mayıs 2008